16.07.2026 21:25
A dostlar, bir sendromum var ki, evrensel mi yoksa sadece benim özel üretimim mi inanın çözemedim gitti; hani o an, öyle bir iştahla buzdolabına yönelirsin ya, içinde ne cevherler, ne sırlar var kim bilir, tam bir hazine sandığı mübarek. Kapısını açtığında o bembeyaz ışık vurur yüzüne, sanki yeni bir dünyanın, lezzet cennetinin kapıları aralanmıştır sana ve işte tam da o umut dolu anda başlar esas dram, tam bir film sahnesi gibi.
Gözlerinle adeta bir X-ray taraması yaparsın, her raf, her kutu, her tencere didik didik edilir, bir umut o "işte bu!" anını beklersin ama nafile, bir türlü gelmez o ilahi ışık, o mutlak lezzet çağrısı, sanki bütün o bol seçenekler birdenbire anlamsızlaşır, hepsi uzaylılar tarafından lezzeti alınmış gibi durur orada, tuhaf değil mi? Peynir mi? Yok, bugünlük hiç değil.
Zeytin mi? Asla! Dünden kalan yemek mi? Aman tanrım, düşüncesi bile fenalık verir insana, öyle bir his ki sanki miden değil de ruhun doyasıya yorulmuş. Sonra o çaresiz hareket, yavaşça kapatırsın buzdolabının kapağını, küçük bir yas töreni adeta, sanki az önce içinde bir cenneti elinin tersiyle itmişsin gibi.
Beş saniye sonra, "Acaba gözümden mi kaçtı bir şey, ya da belki de ben yanlış baktım?" diyerek, yeniden, sanki ilk kez görüyormuş gibi bir beklentiyle açarsın kapıyı, ama ne yazık ki aynı manasızlık tablosu, aynı hayal kırıklığı bekler seni içeride, inadına, inatla, değişmemiş bir şekilde durur. Bu bir döngü, bir lanet mi peki, yoksa modern zamanların en gizemli psikolojik vakası mı, ne dersin?
Aslında açlık mı yok, yoksa seçim bolluğu mu bizi felç eden, yediğin içtiğin değil de, aradığın o "mükemmel" his mi bizi bu duruma düşüren, sence de öyle değil mi? Bu "buzdolabı hayal kırıklığı sendromu"na bir ad bulsak iyi olur, çünkü eminim yalnız değilim bu konuda; var mı benim gibi "buzdolabı çıkmazı kurbanları"? Gelin dertleşelim, belki bir çaresini buluruz hep beraber, ne dersiniz, bir forum açsak mı?